Merhaba. Blogumu taşıyorum şu sıralar :)
Beni şurdan takip edebilirsiniz:
http://sinemyekbunasar.wordpress.com
Görüşmek üzere :)
Cuma, Ağustos 16, 2013
Salı, Temmuz 30, 2013
Şu Sıralar Ben
Çok uzun zamandır hiçbir şey yazmıyorum. Bir blogum olduğunu bile unutmuşum.
Her şeyi bir arada götürebilen kişilerden değilim. Bir şeyi bitirip diğerine atlamayı seviyorum. Önce tatilde gezme olayını bitirdim, sonra dizilere geçtim. Şimdi diziler bitti ve okumalara başlayacağım galiba. Google' a yazma denemeleri, yazma girişimleri vesaire yazıp kendi hayatlarını, duygularını yazan kişileri okumak istedim önce sanırım. Muhtemelen daha sonra, ilgilendiğim konularla ilgili olan ve okumaya üşenip sene boyunca "sık kullanılanlar" a eklediğim makalelere bakacağım. Daha sonra babamın bana aldığı kitap ve aptalca şeylerin yazdığı bir kitaba geçeceğim.
Tatil benim için bu mu bilmiyorum. Ama dinlenmek, benim için kendime gelmek.
Her şeyi bir arada götürebilen kişilerden değilim. Bir şeyi bitirip diğerine atlamayı seviyorum. Önce tatilde gezme olayını bitirdim, sonra dizilere geçtim. Şimdi diziler bitti ve okumalara başlayacağım galiba. Google' a yazma denemeleri, yazma girişimleri vesaire yazıp kendi hayatlarını, duygularını yazan kişileri okumak istedim önce sanırım. Muhtemelen daha sonra, ilgilendiğim konularla ilgili olan ve okumaya üşenip sene boyunca "sık kullanılanlar" a eklediğim makalelere bakacağım. Daha sonra babamın bana aldığı kitap ve aptalca şeylerin yazdığı bir kitaba geçeceğim.
Tatil benim için bu mu bilmiyorum. Ama dinlenmek, benim için kendime gelmek.
Pazartesi, Mayıs 13, 2013
Küçük bi değerlendirme
Okulum ve MSP'lik dönemim bitmek üzere... Yaz geliyor. Uzuuun bir tatile girmeden önce ise bir "kendimi değerlendirme" blogu yazmak istedim.
MSP olmanın bana kazandırdığı en büyük şey?
Küçükken dünya hepimiz için çok büyüktür. :) Büyüdükçe dünya küçülür mü? Örneğin; ben 1. sınıftayken babamın aldığı ilk masaüstü bilgisayarın açılış ekranında yazan, ne olduğunu bilmediğim "Microsoft" logosunu şimdi CV'me yazabilir miyim? Özellikle de yaşadığım en iyi deneyimlerden biriyse bu...
Üniversiteye gelirken aklımda olan şey bir şey vardı ki, okul hayatımı sadece derslerle geçirmemek. Bir şeyler yapmak, kendimi geliştirmek ve farklı çevreler edinmekti amacım. MSP olmak bu beklentilerimi karşılamakla birlikte bir de bakış açımı zenginleştirdi.
Kendi MSP dönemimi şanslı bulmamın bir nedeni de, Microsoft'un Windows 8'i tam da bu tarihlerde kullanıcılarına daha çok tanıtmış olması. Windows 8'in gelmesiyle işletim sistemi anlayışını değiştiren, yeniden yaratan bu yeniliğin heyecanını Microsoft'ta yaşama şansını yakaladığım için mutluyum en çok.
Benim için unutulmazlar listesinin en başında ise Kick-Off 2013 vardı. İstanbul'a ilk gidişim olduğu için her şey daha da güzeldi. Kick-Off sayesinde İstanbul'u ilk kez gördüm, meşhur İstiklal'de ilk kez yürüdüm. İstanbul Microsoft ofisine gittiğimde ise... :) rengarenk, enerji dolu bir ofisle karşılaştım. "Ofis" bana bunu hiç çağrıştırmamıştı aslında, böyle bir şey beklemiyordum. İçeri girince aklımdan geçenler... "İleride neler yaparım şu andan bilemiyorum kesin olarak, ama ne yaparsam yapayım kesinlikle böyle bir yerde çalışmalıyım."
İşte o an yazdıklarım. :)
Gelişimin kalbinin teknolojiyle attığını düşünenlerdenim. Gelişim her şeyden önce teknolojinin gelişiminden başlıyor bana göre. Bu sebeplerle benim için güzel bir deneyimdi.
Sinem Yekbun AŞAR
Microsoft Student Partner
Çarşamba, Mayıs 08, 2013
Neler Demişler? // Frank Borman
" When you're finally up on the moon, looking back at the earth, all these differences and nationalistic traits are pretty well going to blend and you're going to get a concept that maybe this is really one world and why the hell can't we learn to live together like decent people? "
Salı, Mayıs 07, 2013
Me ?
Fazlaca umutsuzca gönderdiğim CV'me yanıt geldi.
Biliyor musunuz, Microsoft'un biz üniversite öğrencileri için bir programı var. Microsoft gibi bir şirkette çalışıyorsunuz, hem de daha üniversite öğrencisiyken. Program yukarıdaki "paintterk" resmimden anlaşılacağı üzere "Talent Explorer" olarak geçiyor. Sarışın, cici kız da ben oluyorum :D Hakkında bi şeyler okumuştum ve gerçek projelerde yer alma, başarı, kariyer vaadediyor. Uzuuuun dönemli bir staj diyebiliriz.
Bu yıl ikinci sınıfı bitiriyorum, ve dolayısıyla bir zorunlu staj yapacağım. Birkaç şirketle görüştüm şimdiye kadar. Hiçbiri mutluluk vaadetmiyor bana. 1 ay az bir zaman, iyi bir yer olsun örneğin. Kariyerime katkıda bulunsun, 1 aylık mutluluğumdan ödün vereyim? Olur mu?
Ben içime sinmeyen, sevmediğim 1 dakikayı bile geçiremiyorum. Ne yapalım, duyguları böyle yaşıyorum.
Talent Explorer'a gelince...
Resmen uyuyamadım.
Hayatın günlük koşuşturmasında ne yaptığımızı, ne yapmak istediğimize tercih edip hayallerimizi unutabiliyoruz. Kötü dönemler geçiriyorum belki de. Bugün yarın aşılacak, ama zamana ihtiyaç duyulan tarzda.
Bu haberi aldım.
Mutlu oldum, heyecanlandım.
Uyuyamadım.
Bu kadar.
Çarşamba, Nisan 24, 2013
Yoğunluktan da yorgunluktan da ölüyorum!
Bu kadar ödev olur mu? Her hafta en az bir sınav olur mu? Bırakın hobilerimiz, işlerimiz olsun. Sevdiğimiz şeyleri yapabilelim, bu dönem bütün derslerim çok abartılı. Bu kadarı hakikaten olmaz yani!!!
Ayrıca "ölüyorum" kelimesini sürekli kullanıyorum. Çok yakın zamanda bu kelimenin gerçek hayata uyarlanışını yaşadım ve sanırım benim de içimden bir parça öldü onunla birlikte. Sürekli dilimde, aklımda, kalbimde.
Sevdiklerimin daha fazla kıymetini biliyorum. Bu deneyimin bana öğrettiği açık, net... Onlar yanımızdayken sıkı sıkıya sarılalım, çünkü gidince bir daha sarılamıyorsunuz. Konuşamıyorsunuz.
Perşembe, Nisan 04, 2013
Konuşmak üzerine...
Hani birisi içeri girer, kendini anlatır. Yaşadığı anıları anlatır. Kendi tarzını anlatır. Lider gibi görünür gerçekten. Konuları öyle bir birbirine bağlar ki, nerden konuşmaya başladığını unutup çoktan ana mevzuyu anlamışsınızdır. Ve genelde çok konuşur. Ama kapıdan çıkıp gittiğinde o kişiyi çok iyi anlar, ona saygı duyar ve çevrenizde olmasını istersiniz o andan itibaren. Konuşmasıyla hayran bırakır sizi kendine.
Ben o kişi değilim. :)
Ben konuşmaktan çok yalnızlığa bürünen kendi içinde bi şeyler yaşayıp duran çok hayalperest bir kızım. Konuşamam bildiğin. Derdimi bile anlatamam bazen. Böyleyim.
Fakat şunu biliyorum ki, eğer bir şeyi iyi öğrenir ve iyi uygularsan o konuda anlatacak çok şeyin olur.
Ben insan ilişkilerini iyi anlayıp, iyi uygulayamam pek. İnsanlarla konuşamamamı buna bağlıyorum kısaca.
"Kısaca" en sevdiğim sözcük.
Salı, Mart 26, 2013
Bir kız...
Kardeş isteyip duran bir kızın bir kardeşi olmuş, erkek. Fakat diğer bebeklerden oldukça farklıymış bu kardeş. Milyonda bir görülen bir hastalık yüzünden tekerlekli sandalye kullanırmış hep. Bu küçük aksiliğe rağmen her şey çok güzelmiş. Fotoğrafçı bir baba, çok kibar konuşan tatlı bir anne.
Bir kız...
O kız, hasta olmaktan çok korkarmış. Kanser olmaktan çok korkarmış. Sovyet Rusya zamanında bütün mikrodalga fırınların zararlı olduğu gerekçesiyle toplatıldığını söyler dururmuş. Mikrodalga, donmuş gıda, teflonlar, paraben içeren her türlü maddeden uzak yaşamaya çalışmış :D bu çabası arkadaşlarını çok güldürürmüş. Hayat zaten kısaymış neden böyle yaşamayı tercih edermiş ki?
Bir kız...
Büyümüş kız. Genetik kökenli hastalıklarla savaşmayı kendine hedef edinmiş. Güzel bir okula gitmiş. Kız, bir önceki gün tanıştığı "Gizem" isimli kızın adını unutup "Sinem" yazan kapıya tıklamış. İçeri girmiş. Benimle tanışmış. Kızın, hayatında ilk defa çok iyi arkadaşlıkları olmuş. Sosyalleşmeye başlamış.
Sonra ne oldu bilmiyoruz. Çünkü muhtemelen hepsi şaka.
Vosvos sürmeye bayılırmış, her sabah beyaz bulutları görüp mutlu olurmuş.
Bu hikayenin sonu ise şöyle bitecek. Kız uyanmış uzun süren güzellik uykusundan. Okuluna devam etmiş, hayal ettiği gibi Almanya'ya gitmiş. Çalışmalarına devam etmiş ve kardeşinin hastalığına çözüm bulmuş. Onun sayesinde diğer kardeşler daha sağlıklı doğacaklarmış artık.
Kırmızı bir vosvosu olmuş.
Pazartesi, Mart 04, 2013
Pazartesi, Şubat 25, 2013
DIY / komikli broş
Küçükken bebeklerime kıyafetler dikerdim, ilkokulda kendi okul gazetemi çıkarıp Jackie Chan filmleri, 101 Dalmaçyalı gibi sevdiğim filmler hakkında şeyler yazardım :D Bu kendim hakkında küçük notları bir yana bırakırsak birçok blogda DIY projeleri görüyorum ve çok beğeniyorum. Boş zamanları değerlendirmek için harikalar gerçekten, el becerisini de artırıyor, yaratıcılığı da.
En son gördüğüm keçeden komikli esprili broşu ben de yapmaya karar verdim. Çok da basit.
Bu broşu ne için ve nerede kullanacağımı söylemiyorum, ama bence çok ilginç ve tatlı olacak :))
Perşembe, Şubat 14, 2013
Pazartesi, Şubat 04, 2013
Pazar, Ocak 27, 2013
Holiday To Do List !
1) Denizi görmek
2) Pasta yapmak (Neli pasta yapacağımı birileri merak ediyor olabilir ama sürpriz)
3) Girls izlemek, How i met your mother izlemek
4) Bol bol film izlemek
5) Kardeşimle sinemaya gitmek (Wimpy Kid gitmediyse eğer ona gitmek istiyoruz)
6) 3 Windows 8 uygulaması yapmak
7) Saçlarımda değişiklik yapmak
8) 3 Blog yazısı
9) Ailemle zaman geçirmek :)
10) İstanbul, lütfen artık...
11) Kendime bol bol zaman ayırmak, kendimle ilgilenmek
12) Müzik dinlemek!!
Aklımda daha çok şey vardı hepsini unuttum, hatırladıkça yazacağım. Ama genel olarak bunları, dinlenmeyi ve iyi zaman geçirmeyi istiyorum.
2) Pasta yapmak (Neli pasta yapacağımı birileri merak ediyor olabilir ama sürpriz)
3) Girls izlemek, How i met your mother izlemek
4) Bol bol film izlemek
5) Kardeşimle sinemaya gitmek (Wimpy Kid gitmediyse eğer ona gitmek istiyoruz)
6) 3 Windows 8 uygulaması yapmak
7) Saçlarımda değişiklik yapmak
8) 3 Blog yazısı
9) Ailemle zaman geçirmek :)
10) İstanbul, lütfen artık...
11) Kendime bol bol zaman ayırmak, kendimle ilgilenmek
12) Müzik dinlemek!!
Aklımda daha çok şey vardı hepsini unuttum, hatırladıkça yazacağım. Ama genel olarak bunları, dinlenmeyi ve iyi zaman geçirmeyi istiyorum.
Cumartesi, Ocak 19, 2013
3 olay
Bu yazıyı hemen! yazmam gerekiyor içim kıpır kıpır.
Öncelikle nereden başlasam. Şu anda anlatmam gereken 3 olay var. "Starbucks Tunalı" , "Buluşma" ve son olarak "Rüya" diyelim bu 3 konuya. Sondan başa doğru anlatacağım. Birinci konumuz Starbucks Tunalı olacak. Ve bir telefon görüşmesi:
- Merhaba, Tunalı Starbucks mı?
- Evet buyrun.
- Iıımm. Şimdi şöyle ki... Biraz ilginç olabilir ama sizin bir panonuz var değil mi? Gelenlerin anılarını yazıp kimlerle falan geldiklerini yazdıkları ve astıkları?
- Evet hanfendi noldu siz de mi yazmak istiyorsunuz?? :D
- ?!?!? Hayır.
- Şaka yapmıştım.
Bu hikayenin birinci kısmıydı evet. Diğer bir kısma yani "Buluşma"ya geçiyorum.
Benim en kötü dersim kimyadır. Bir türlü anlamam. Tabii bunun nedeni lise 1 ve 2'de dünyanın en kötü kimyacılarının dersime girmesi de olabilir. Bir tanesi vardı ki... Sarı saçlı, bağırtkan yani böyle tiz sesli, minik, ufak tefek ilginç bir kadın. Bırakın derste ne dediğini anlamak, normalde konuşurken bile sesinden anlaşılmıyordu hiçbir kelimesi. Neyse konumuza dönelim ben bir kimya kursuna gittim. Orada tanıştığım arkadaşlarımla birbirimizi bu kadar çok seveceğimizi bilmiyordum tabii ki. Enerjilerimiz öyle iyi tuttu ki. Aradan bir yıl geçti ve biz artık üniversiteli gençler olarak bir de Ankara'da buluştuk bu kurs ekibi. Çok sevdiğim arkadaşım Burak'ın Eskişehir'den gelmesi bizi hızlıca bir araya getirdi. Geldik. Herkes de çok tatlıydı. Ben birini görene kadar onu ne kadar özlediğimi asla fark etmem. Yemek yemem gibi bu da. Yemeği görene kadar asla acıktığımı anlamıyorum, aklıma bile gelmiyor :) Sınırlıydı zamanımız. Burak hızlı trene, Itır büyükannesine, ben sevdiceğimle gideceğim bir konsere, Burcu.. Burcu'nun yapacak bir şeyi yoktu sanırım o gün (Bütün gün alışveriş yapınca akşama yapacak bir şey kalmamış olabilir:D) Ben Acp70 (sevdiceğim) ile konsere gitme zamanını geciktirmeye çalışıp birazcık daha arkadaşlarımın yanında kalmaya çalışırken sandalyemin yanında iki ayak belirdi. Başta bu adam niye burda duruyor tam yanımda, diye yadırgamaya başlamıştım ki, o adamın yüzüne bakınca Acp70 olduğunu fark ettim :) Bu ayrıntı anlatınca öyle çok özelliği olan bir anı değil bence, ama yaşarken Acp70 beni çok çok mutlu etmişti. Her zaman yaptığı gibi. Sonra biz herkes bir aradayken, Starbucks'ın panosuna asmak için bir peçete üzerine bir şeyler karaladık. Burak Eskişehir'den geldi, Burcu şunları şunları yapıyor vesaire gibi. Şu an o peçete bir hayal olduğu için hiç hatırlamıyorum neler yazdığımızı. En sonunda arkadaşlarım peçetenin üzerine öyle bir şey yazdılar ki, ne unutabilirim ne de inkar edebilirim artık :) O peçetenin üzerine benim hakkımda yazılan şey tam olarak şuydu:
"Sinem hayatının aşkı Alper'i buldu."
O anda Acp70 ile daha bir veya iki aylık bir ilişkimiz vardı ve böyle hayatının aşkı, of aşık oldum öldüm bittim olaylarına tamamen karşı biri olarak, bunu yazan kişiye "yaa öyle demeyin" falan şeklinde serzenişlerde bulundum. Harika bir akşam bitti bu şekilde.
Son olay da, "Rüya".
Acp70 ile tanışmadan önce, bir rüya gördüm ve tam olarak hayatımın aşkının Acp70 olduğunu söyleyen bir rüyaydı. 2 ay sonra tanıştık. 2 ay sonra ilk kez buluştuk. 2 ay sonra bu olay oldu.
Bugün bu olayın üzerinden hemen hemen 1,5 yıl geçti.
O yukarıda yazdığım telefon görüşmesi, hayatımın aşkına o peçeteyi bulmak ve arkadaşlarımın ilerigörüşlülüğünü göstermek amacıyla yapılmış ve ne yazık ki başarıya ulaşamamış bir telefon görüşmesidir.
Peçeteli sürprizimi yapamadım. Peçeteyi bulamadım, ama O'nu... Buldum :)
Pazar, Ocak 13, 2013
Selam!
Biliyorum blog yazma konusunda bayağı bir kötüyüm. Düzensiz yazılar, bir konum bir temam bile yok biliyorum... Bildiğim 3-5 şey var onları da yazıya dökemiyorum biliyorum...
Bloguma şöyle bir göz gezdirdiyseniz sizin de bileceğiniz bir şey var ki, bir süredir Microsoft'ta Student Partner Candidate olduğumdur. Windows Phone ve Windows 8 için birkaç uygulama yaptım bu yüzden. Hiçbir programlama becerisi olmayan ben bilgisayarla içli dışlı oldum ve Microsoft'un prestijine aşık olmak üzereyim. Konu dağılmasın. Windows Phone için de uygulama yaptım markete de gitti, ancak benim içimde fazla bir heyecan yaratmadı. Fakat bugün, Windows 8 için yaptığım uygulamamın markette yerini aldığını belirten maili görünce heyecanlandım. Bu heyecanım şundan dolayı: aldığınız veya alacağınız Windows 8li cihazınızda Türkiye marketine girdiğinizde Food bölümündeki ilk 5 uygulamadan 2 si benim uygulamam :)
Biliyorum blog yazma konusunda bayağı bir kötüyüm. Düzensiz yazılar, bir konum bir temam bile yok biliyorum... Bildiğim 3-5 şey var onları da yazıya dökemiyorum biliyorum...
Bloguma şöyle bir göz gezdirdiyseniz sizin de bileceğiniz bir şey var ki, bir süredir Microsoft'ta Student Partner Candidate olduğumdur. Windows Phone ve Windows 8 için birkaç uygulama yaptım bu yüzden. Hiçbir programlama becerisi olmayan ben bilgisayarla içli dışlı oldum ve Microsoft'un prestijine aşık olmak üzereyim. Konu dağılmasın. Windows Phone için de uygulama yaptım markete de gitti, ancak benim içimde fazla bir heyecan yaratmadı. Fakat bugün, Windows 8 için yaptığım uygulamamın markette yerini aldığını belirten maili görünce heyecanlandım. Bu heyecanım şundan dolayı: aldığınız veya alacağınız Windows 8li cihazınızda Türkiye marketine girdiğinizde Food bölümündeki ilk 5 uygulamadan 2 si benim uygulamam :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


























