Pazar, Temmuz 22, 2012
Yürüyorum. Bu yokuşu ve bu yokuşta yalnız yürümeyi severim. Kalabalık şehrimi izlerken, işte ben bir başımayım bu yokuştan inerken. Yolun iki yanında beyaz parlak yıldızlar var. Işıklar evlere, caddelere sığmayıp gecenin ortasında güneş gibi parlıyor. Gözlerimi kapatıp taze kırmızı narların kokusunu duyuyorum. İçimi dolduran, çocukluğu anımsatan nefis bir kokudur bu.
İleride, yolun hemen aşağısında birer karaltı halinde gördüğüm evler arkalarına ay ışığını almış uyumaya hazırlanıyorlar.
Bu yokuştan inince karşılaşacağınız evler benim şehrimin en sakin evleridir. Genellikle orta halli, iki çoçuklu ailelerle emektar yaşlılarımız otururlar. Benim sevdiğim yokuş bitince, bu evlerle tanışıp yola devam edin.
Biraz yürüyün. Hemen beş dakika önceki karanlık evlerin sessizliğini hatırlayıp şaşıracaksınız, bu sokaktaki müzik seslerini duyunca.
Bilin ki bu benim şehrimin sesleridir. Bilin ki, bu benim şehrimin sessizliğidir.
Bir kadın sesi bir şeyler anlatıyor keman eşliğinde.
Belki de genç ve aşık bir kadın, siyah saçlı kırmızı elbiseli bir kadın.
Kaşları ince, boyanmış yüzü.
Ellerini açıyor, güzel sesi yükseldikçe sokağın nar kokan havasında.
Biraz daha ilerliyorum. Kadın sesi yine duyulmaz oluyor. Üstelik bu defa nar kokusu da yok. Şehrimin uzak sarı ışıkları kalıyor geriye.
Bakıyoruz birbirimize.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder